Bayram İçin En Güzel Üç Seçenek

1) Okunacak en güzel kitap; Ayetü’l Kürsi – Cemalnur Sargut

d7cc3204f14f11e2bd9a22000a9f14ba_7

2) Bayramda ikram edilecek en güzel tatlı; Hurma

Hurma3

Hurma içerik olarak çok çeşitli vitamin ve minerale sahiptir. Lif, yağ ve proteinler açısından da çok zengindir. Hurmada sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, kükürt, fosfor ve klor da bulunmaktadır. Hurma ayrıca A vitamini, betakaroten, B1, B2, B3 ve B6 vitaminlerini de içerir. Tek bir hurmada 15-20 kalori mevcuttur.

Hurmanın Faydaları;
Kabızlık başta olmak üzere, hazımsızlık, sindirim sistemi problemleri, mide bulantısı, iştahsızlık, zayıflık, kalp problemleri ve kansere karşı koruyucudur. Anne adayları için doğumu kolaylaştıran, emziren kadınların ise süt miktarını arttıran etkisi vardır. Düzenli tüketilen hurma göz sağlığını korurken, özellikle gece körlüğünü iyileştirici özellik göstermektedir. Kötü huylu kolesterolü düşürür. Karaciğer yağlanmasını önler ve toksik maddelerin atılımını kolaylaştırır.
Hücre yaşlanmasından koruyucu etkisi vardır. Gençlik iksiri olarak değerlendirilebilen hurma, bu özelliği ile antioksidan etki göstermektedir.Aç karnına tüketilen hurmanın bağırsak parazitlerini öldürdüğü de bilinmektedir.

Ayrıca hurma, Kuran’da pek çok ayette bahsi geçen “eşsiz-hurma” (Rahman Suresi, 68) ifadesiyle nitelendirilen bir meyvedir.

3) Yürüyüş için en güzel yer; Belgrad Ormanı

22a4c384eeaf11e2a8e322000a9f13d9_7

Öğrenmek…

İnsanın yaşayarak öğrendiğini, ne öğütlerden, ne kitaplardan, ne aileden, ne parmak sallayan öğreticilerden, ne de dostan, arkadaştan hatta Mevlana’dan, Yunus’tan, hacıdan, hocadan, televizyondan, dosttan, düşmandan, 7 mahalleden :)))) örnekler uzar gider…
Öğrenmesi mümkün değil…
İnsan kendine verdiği zararla,
İnsan kendine biçtiği değerle,
İnsan hayatta inandığı rolü ile,
İnsan kalbiyle,
İnsan hissettikleriyle yaşıyor ve öğreniyor…
Öğrenmesi bitenin nefesi kesilir benim yaşam felsefeme göre. Öğrenmek bakmayı değil, görmeyi bilene…
Öğrenmek, eksiğim var diyene…
Öğrenmek, öğrenmeye açık olana..
Öğrenmek öz cümlesi “ben” diye başlamayana…
Bildiğimi de yeniden bilmeye hazır bir öğrenciyim ben…

Sesimle içinde kıvrılarak dans ettiğim, gözlerimi kapatıp ruhumu kattığım şarkılarımın hem efendisi, hem talebesiyimm…

Allah’ın bana emanetleri, sahibi olmadığım ciğerim, kolum, gözbebeğim, nefsim, nefesim, lütuflarım evlatlarımın görünürde annesi, aslında çıraklarıyım…
Onlar benim ustalarım…
Onları sözde ben doğurdum, ama onlar beni üç kez yeniden dünyaya getirdiler…

Annemin hayranıyımm….
Bana verdiği özgüvene, kalbime aşıladığı baskısız, korkusuz, tehditsiz Allah aşkı için…
sergilediği “kadın” tarifleri için…
Cumhuriyeti anlatmadan benliğinde taşıdığı için.
Sebepli sebepsiz çocukluğum boyu balkonumuzda asılı Türk bayrağımız için, kandillerde dedemin elini öpmeye götürdüğü için, ezan okunurken bacak bacak üstüne atılmaz dediği için, bir gün sinemaya götürürse, başka bir gün Darülaceze’ye götürdüğü için…
Evde pişenden “git komşunun kapısını çal, annem gönderdi ” de dediği için…
Evlenmenin, eş olmanın, mutlu olmanın, doğru kararlar verebilmenin, çalışan kadın olmaktan geçtiğini kendini deneyimleyerek, anlatmadan bizzat gösterdiği için…
Ev hanımlığı mesleğinin mesleklerin en yücesi olduğunu bana 40 yıldır izlettiği için…
Evimizin bütçesinin ilk önce aidat parasının zarfa koyup ayrılması gerektiğini, gerekirse bizim eksik olacağımızı ama aidatımızı vaktinde hatta mümkünse erken ödememiz gerektiğini öğrettiği için…
Azla yetinmeyi, çokluğa şükretmeyi öğrettiği için… İstediğin kadar Gülben Ergen ol, karşımda sadece evladımsın, haddini bileceksin dediği için…
Üç minik ustamın anneannesi olduğu için burnumun direği sızlaya sızlaya teşekkür ederim anneme bana hayatı öğrettiği için. Sırtımı dayandığım gizli sığınağım olduğu için…
Nefesi yettiği için… Ak saçlarını sevdiğim Gül’üm benim
Gülser’imm… Annemm benim

Yalnızlığımın Kalabalıkları Onlar… 22 Haziran 2009/2013

1
Dört sene önce bugün yazdığım satırları okurken yaşadıklarım, gördüklerim süzüldü gözümden…
Erkendi, çok erkendi hem de doğumları… Ve yaşamda kalmaları…
Her an risk…
Her an damlacıklara ölçüyordum hayatı…
Hiç korkmadım!
Biliyordum canımın, can parçalarımın ikisinin de bana gülümseyip gönül bahçemde koşturacaklarını…
2,5 ay kaldık hastane odasında, hortumlarla, küvezlerle, yoğundu, bakımdı, emekti, nefesti…
Nefesin kesilip, kalbin durmuş gibi (!) yaptığı ne günler, ne geceler geçti….
Geçti…
Şarkıdaki gibi “neler neler geçmedi ki…”
Mucizelerine defalarca tanık etti beni onları yaradan…
Allah…
Onun emanetleridir bana
Bağımlı değil, bağlıyım onlara… Öğrendim
Benim değiller… Öğrendim
Allah’ın bana emanetleridir onlar…
Gözümün bebeği, yaşama sevincim onlar…
Yalnızlığımın kalabalıkları onlar…
Coşkum, nefesim onlar…
Dün geceden başlayan tüm mesajlarınız için, onların adına teşekkür ederim size…
Ablaları, abileri, dayıları, teyzeleri, nineleri… Hepiniz sağ olun, dualarınızla, temennilerinizle iyiyiz “biz”
Gülben

Üzerime düşüyor yine sabah ezanı sesleri
Yine her yer maviye boyandı ve
Yine mucizeler..
Hayatın bana sunduğu tüm güzelliklerin zirvesindeyim artık
Allah’a o kadar yakın hissediyorum ki kendimi, bu tarifsiz gücüm, bitmeyen sabrım bundan olsa gerek…
Sıra sıra kelimeleri, pek şirin biraz da bilmiş ifademle, yanyana dizmesini iyi bilen ben, kalakaldım öyle bir şaşkın, bir gülen, bir ağlayan…
Aklımı sorguluyorum bazen, buradasın di mi? diye. Çıt yok..Yok yok buradadır diyorum..
İçeriden bir ses, “şşşt ben yüreğinim, bana bak sen artık boşver aklı maklı”..
E doğru, cevap bile vermiyor zaten…
Derin bir nefes alıp kokluyorum zorlu mücadelenin minik iki kahramanını..Evet onlar birer kahraman. Erken geldiler..
Biz baştan başarırız dediler, ben dayanamayıp ellerimi ısırırken onlar gülümsediler ve uyurken bile gülümsediler o günlerde içimden çıkıp kollarıma gelememişlerdi, kollarımdan yataklarına geçememişlerdi,hazırladığım tulumlarını bile giyememişlerdi..
Ben çok üzgündüm..
Parmağım minik ellerinden hiç ayrılmadı. Ben konuştum ve kahramanlar dinlediler.
Beni yine annelikle taçlandırdılar. Atlas’a ”Abi” madalyası taktılar. Bu iki kahraman bizi kocaman bir aile yaptılar…
Şimdi uyuyorlar odalarında, biz parmak uçlarımızda yürüyoruz..
Hep yavaş konuşuyoruz sanki..